Ahlaklı ve Meslekli İnsan Yetiştirme Zanaatı

İnsan yaşarken öğrenir, farkında olana hayat en güzel öğretmendir. Kırklı yaşlarda bunu fark etmek biraz daha kolaydır. Kimi zaman olayların akışına, sonuçlara takılarak, belli hayat kesitlerinde bize sunulan öğrenme fırsatlarını ıskalıyoruz. Hayat dediğimiz şey; insanın iyisi ve kötüsüyle yaşadıklarının birikimi, öğrenemediği şeylerin de farklı hallerde tekrar tekrar yaşama sürecidir.

Bir Teknik Adamın Serüveni: Çobanlıktan Mesleki Eğitim Yönetimine

Aile mesleğimiz olan ziraat ve çobanlıkla, henüz on yaşlarımdayken mesleki eğitim hayatım başladı. Lise yıllarında teknik lise makine alanında çok dallı bir eğitim aldım ve on sekiz yaşında meslek lisesi mezunu bir teknisyen olarak iş hayatına atıldım. Burada seksenlerdeki, 28 Şubat’a kadar gelen kaliteli Teknik Lise eğitimine dikkat çekmek isterim, detayları yeri gelince anlatacağım. Askerlik sonrası, yirmi iki yaşımda kendi şirketimi kurdum. Ardından dört yıl süren bir üniversite eğitimiyle lisans mezunu olarak çalışma hayatına tekrar döndüm. Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğretmenliğinin ardından, şu an aynı okul türünde eğitim yöneticisi olarak görev yapıyorum.

Meslek hayatım farklı konumlarda ve alanlarda, bazen zorluklarla da olsa çok renkli geçti. Bu çeşitlilik, hayatı daha geniş bir açıyla görme imkânı sağladı. Otuzlu yaşlarımda Ahilik geleneğiyle tanıştım. Kaynakları okudukça, daha önce anlam veremediğim yaşanmışlıklarımın beni aslında Ahilik geleneğini anlamak ve anlatmak için hazırladığını kavradım.

Modern Dünyanın Iskaladığı “Muhabbet Eğitim İklimi”

Meslek, eğitimle kazanılan bilgi ve beceri olduğu için “meslek” kelimesinin yanına “eğitim” kelimesini ekleme gereği duyuyoruz. Kişinin doğuştan gelen yetenekleri olabilir ancak bu yeteneklerin ortaya çıkması için uygun bir eğitim ortamına ihtiyaç vardır. Planlı veya plansız, örgün veya yaygın tüm eğitim ortamları; kişinin kendi becerilerini keşfetmesi ve kendini tanıması üzerine programlanmalıdır.

Bu bağlamda eğitim iklimi kritiktir. Bazı ortamlar çok planlı ve programlı olduğu halde o ruhu oluşturamazken; bazı ortamlar insanı doğal bir süreçle yetiştirir. Modern dünya, her şeye hükmetmeye ve her şeyi planlamaya çalışırken bu doğal ortamları yok saydı. Kriterlerine uymayanları literatürüne sokmadı veya görmezden geldi. Sancısını çektiğimiz, gittikçe tekdüzeleşen ve yavanlaşan dünya hayatı; o kalbe iyi gelen yaygın ve plansız iklimlerden, samimi muhitlerden yoksun kaldı. Modern kriterlere göre bakınca alimler cahil, ustalar ise kabiliyetsiz kabul edildi. Meslekli iyi adam yetiştirmek için “Muhabbet Eğitim Yolu” nu benimsemeliyiz.

Tarihin Köklerinden Gelen Miras: Ahilik ve Külliye Modeli

Mesleki eğitim tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Peygamberler meslekleriyle anılır; Kur’an-ı Kerim’de bazı kavimlerin mesleki becerileri öne çıkarılır. Coğrafyamızda kurumsal anlamda mesleki eğitim çalışmalarını Ahi Evran Hazretleri ile başlatabiliriz. “Dericilerin Piri”, fütüvvet geleneğinden istifade ederek Anadolu’da asırlarca sözü geçen Ahilik teşkilatını kurdu.

Geleneğimizde eğitim mekânı denince akla önce medrese, mektep ve cami gelir. Bu nedenle “İslam Eğitim Tarihi” kitapları, mesleki eğitimden tek kelime bahsetmeden bitebiliyor. Oysa kurumları ve işlevlerini iyi tanımak gerekir. Kendi tarihimizi yabancı yazarların gözüyle okuduğumuz için kurumları da Batılı normlarla değerlendiriyoruz; eğer o normlara uymuyorsa üretilen değer ciddiye alınmıyor.

Külliye Eğitim Modeli” olarak adlandırdığım sistem, yüzyıllarca bir insanın ihtiyacı olan tüm eğitimlerin merkezi olmuştur. Külliye içindeki çarşı sadece bir alışveriş mekânı mıdır? Hayır! Ustalar, kalfalar ve çıraklar; çarşının aslında devasa bir eğitim ekosistemi olduğunu gösterir. Fütüvvetnameler, bu eğitimin asla başıboş olmadığının en büyük kanıtıdır. Çarşı mesleki eğitim mekânı ise orada yer alan tekkeler ve zaviyeler de çırak, kalfa ve ustaların karakter eğitiminin devam ettiği muhabbet ortamlarıdır.

Usta-Çırak Yöntemi ve Yaparak Yaşayarak Öğrenme

Enderun Sistemi, şehzadelerin sancağa çıkması ve Mimarlar Ocağı gibi yapılar dikkatle incelenmelidir. El-Cezeri’nin mühendisliği, Takiyüddin’in rasathanesi bu geleneğin meyveleridir. Şehzadelerin sancağa çıktıkları dönemdeki eğitimi ile bu usulün kaldırılmasından sonraki eğitimi kıyas dahi edilemez. Bugün dört duvar arasına, doğru-yanlış sayısına sıkışan eğitimi; şehzadelerin “kafes sistemi” dönemine benzetiyorum. Her çağda yaparak, yaşayarak ve usta-çırak yöntemiyle yapılan eğitim en iyi sonuçları vermiştir.

Mesleki Rehberlikte Yeni Bir Yol Haritası

Çocuğa en çok sorulan “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuyla mesleki gelişim başlar. Bugün meslek seçimini medya algısı, popülerlik ve kazanç hırsı yönetiyor. Örneğin, yemek yarışmaları aşçı olmak isteyen genç sayısını arttırdı. Çiftçiliğin de meslek sayılması için “Çiftçiler Yarışıyor” programı mı yapmalıyız?

İlköğretimden itibaren mesleki rehberlik şarttır. Eskiden “İş-Teknik” dersi vardı; şimdi “Teknoloji Tasarım” var. Bu dersler teknik öğretmenler tarafından, sahaya uygun verilmelidir. Mesleki rehberlik, sosyal bilimlerin konusu olmaktan ziyade sahada olan teknik bilimlerin alanıdır.

Mesleki Eğitimde Dönüm Noktaları ve Beklentiler

28 Şubat süreci, mesleki eğitim sisteminde kalıcı hasarlar bıraktı. Üniversite girişindeki katsayı engeliyle meslek liseleri kan kaybetti. 8 yıllık kesintisiz eğitim ise sanayideki çıraklık sistemini bitirdi. Mesleksiz ve okulla bağı kopuk bir kitle oluştu. Neyse ki son yıllarda Mesleki Eğitim Merkezlerinin diploma vermeye başlamasıyla sistem yeniden ilgi görmeye başladı. Yeri gelmişken seksenlerin ve doksanların ilk yarısının teknik lise eğitimi, özellikle makine alanı eğitimi incelenmelidir. Mesleki eğitimde zirve dönem sayılır. Model olarak çok dallı bir eğitim, altı aylık periyotlarla alan değişimi ideal ölçülerdir. Kısaca kaynak öğreteceğim diye bir genci dört yıl metal teknolojisi okutmaya gerek yok. Makine eğitimi altında altı aylık bir dal eğitimiyle bu öğrenilir. Kişi bu alanda devam etmek istiyorsa son sınıfta veya iş hayatında uzmanlaşabilir. Bu örnek aynı çatıya sığacak tüm alanlar için geçerlidir. Bilgisayar-Elektrik-Elektronik-Siber Güvenlik- Yapay Zeka gibi alanlar Elektrik alanı altında toplanabilir. Otomasyon- Robot gibi mekanik ve elektronik gerektiren alanlar Mekatronik alanında toplanır. Moda-Grafik-Yiyecek-Çocuk Gelişimi gibi alanlar bir çatıda toplanır. Kısaca örnekler çoğaltılabilir. Mesleki Eğitim Merkezleri de bu ana alanlara bütünleşmiş olarak eğitimini verir, dal eğitimi iş yerine bırakılır.

Bazı somut önerilerim ve hayallerim şunlardır:

Seçeneklerin Çoğaltılması: Babasının yanında çiftçilik yapan genç için de Mesleki Eğitim Merkezi programları oluşturulmalı; ziraat mühendisleri ve veterinerler sahada eğitim vermelidir. Baba meslekleri, kaybolmaya yüz tutmuş meslekler için pozitif ayrımcılık yapılmalı. Bu alanlara ilgi duyan gençler daha fazla desteklenmelidir.

Usta Öğretici Havuzu: Devlet, kâğıt üzerindeki belgelerden ziyade kimin ne ürettiğine bakmalı; iyi usta öğreticileri ödüllendirerek bir kalite standartı getirmelidir. Usta iyi öğretici ise ona vergi gibi farklı muafiyetler getirilebilir. Devlet üzerindeki eğitim yükünü bu şekilde dağıtabilir ve destekle kaliteli hale getirebilir.

1000405941

Ek Puan ve Teşvik: Mühendislik fakültelerine girişte, meslek lisesinde özgün buluş yapan veya ARGE çalışması yürüten öğrencilere ek puan verilmelidir. Sadece en hızlı test çözeni değil, en iyi teknik adamı mühendis yapmalıyız. Milli sporcuya verilen destek mühendislik alanlarında projelerde görev alan başarılı öğrenciler için yapılabilir.

Bir Babanın Deneyi: 10 Yaşında Çıraklık Başlar

Kendi çocuğumu 10 yaşında gönüllü çalışma mantığıyla bir berber dükkanına çırak verdim. Evde ve okulda öğretemediğimiz birçok davranışı (tozu kaldırmadan süpürge tutmak, çevreyle sosyal ilişki kurmak gibi) orada öğrendi. Çarşıda artık “Hüseyin Cemil’in babası” olarak tanınıyorum; bu tanınırlık çocuğum için aynı zamanda bir güvenlik şemsiyesidir. Kızım Meryem Sena’nın da resim ve tasarıma yeteneği var; ebru, hat vb. kurslara göndererek, oradaki ustalara çırak olmasını sağladık. Kendini geliştirmesi için ona evdeki tasarım ve boya işlerinde yeteneklerini sergileme alanı açıyoruz.

Geleceğin Büyük Ustalarına Selam Olsun

Derdimiz; “ahlaklı ve meslekli iyiliğe lider nesiller”in yetişmesidir. Salgın sürecinde gördük ki; herkes evine çekildiğinde meslek liseleri maske, dezenfektan ve solunum cihazı üreterek ülkenin parlayan yıldızı oldu. Herkes gördü, akademik başarı tek ölçü değildir.

İTÜ ve ASELSAN bünyesindeki meslek liseleri gibi modeller umut vericidir. Sanayi kuruluşları, bu okulları sadece “işçi yetiştiren yerler” olarak değil, “kendilerinden sonra bayrağı devralacak iş insanlarını yetiştiren kurumlar” olarak görmelidir. Yenilenirken eskiyi tamamen terk etmeyelim. Geleceğin iyiliğe liderlik yapacak nesillerini yetiştirmek için dertlenen tüm zanaatkârlarımızı, ustalarımızı ve öğretmenlerimizi selamlıyorum. Hep birlikte; ahlaklı, meslekli ve dünyayı tanıyan büyük ustalar yetiştirebiliriz.

Not: Nihayet Dergi Kasım 2020 sayısında yayınlanmış yazı tekrar düzenlenmiştir.