Sırları bilmek isterseniz, sizden ücret istemeyen ustalara çırak olun. Her işin bir ince noktası vardır ve bu incelik uzun yıllar emek vererek kazanılır. Kimi bu birikimi kendine saklar ve sırrıyla sırlanır. Kimi bulduğu talebelerin sadrına yazar. Kimi kitaba birikimini döker. Hocam talebe sadrına yazmayı sever. Biz ondan muhabbet yolunu öğrendik. Bu nedenle muhabbet yolunun piridir. Çeyrek asırlık talebeliğimiz son nefese kadar devam edecek inşallah. Hocam için yazılar, şiirler yazdım. Birlikte yolculuk yaptık, on bir yıl dizi dibinde eğitim aldım. Fiziki uzaklık muhabbeti eksiltmedi.
Bir Dostu Beklerken
Bir dostu bekliyorum; yüce Dost’u hatırlatan güzel insanı… Allah rızası için adanmış bir hayat. Bu dünyanın kuşatmaları karşısında bozulmayan bir istikamet. O hep eylem halindedir, sürekli bir hareket içindedir. Eğer tünelin ucunda küçük bir hayır görünüyorsa, zamanının tamamını o hayırlı ışığa ulaşmak için harcayabilir.
Edep ve Dinleme Sanatı
Üstün bir edep… Değer verdiği bir büyüğün yanında, ashabın Peygamber Efendimizi (s.a.v.) dinlerken sergilediği o derin sükûnet hâli… Ben yumuşaklığı ondan öğrendim. Biri konuşurken cevap vermek için acele etmemeyi, o kişi sözünü bitirene kadar sabırla dinlemeyi… İlk tanıştığı kişiyi özenle dinlediğini gördüğümde, “İnsan ancak böyle tanınır.” dediğim çok olmuştur. Dinlemeden, anlamadan hüküm vermemeyi onun yanında kavradım. Muhabbetin tesisi, sözlerimizin tesirli olması için ilk kural temiz bir niyet ve edeple dinlemektir. Sevgiyle, alçakgönüllülükle, münakaşasız dinlemek. “Edep Ya Hu” demiş büyükler. İşin sırrını “Bir kapıdan edeple giren, lütufla döner.” diye açıklamışlar.
İnsanı Anlamak ve Nefisle Yüzleşmek
İnsan fıtratlarının farklı olduğunu, herkesin kendine özgü bir yapısı bulunduğunu onun yanında idrak ettim. Öz nefsimi eleştirebilmeyi de ondan öğrendim. Kendi nefsine yönelttiği eleştiri, bir çuvaldızdan öte adeta bir mızrak gibiydi. Konuşurken kendi nefsine hitap etmesi ve kendisini en günahkâr görmesi, unutulmayacak bir derstir. Çünkü çoğu zaman bilgisini kule yapmış, üzerine kibirle oturmuş, oradan ahkam kesenler yanında ezilir ve kendimizi eksik hissederiz. “Ben bu kuyudan çıkamam, baksana o nasıl yükseklerde.” deriz. İnsan kuyuda ise onu ancak yanına inerek veya ip sarkıtarak kurtarabiliriz. Yukarıdan vaaz yeterli olmaz. Oysa herkes insandır ve imtihanlar çeşit çeşittir. Hep sorular bildiğimiz yerden çıksın isteriz, bir fanusta yaşamıyorsan, hayat imtihanı öyle değildir. Sorular hiç denenmediğim yerden gelebilir, hazırlıklı değilsek, başka alanlarda çok yeterli bile olsak o konuda orta veya zayıf not alabiliriz. Kıssalar bu konularla doludur; aşk, makam, zenginlik, güç imtihanını kaybedenlerin hikayelerini okuruz. Bu hikayelere zaman yolculuğunda tanık oluruz. İnsanın kendiyle ve diğer insanlarla olan sınanması, çoğu zaman kendisine yeter de artar bile. Muhabbet yolunda ikinci sır idrak ederek anlamak ve haddini bilmektir. İslam’ın gizli altıncı şartı haddini bilmektir. Kendini her türlü ihtiyacın üstünde gören kibirli, kimseye bir şey öğretemediği gibi, kendine ve çevresine de zarar verir.
İlim ve İrfanın Dengesi
İrfan ehlinin uçmasına gerek yok, ilmi zaten bir insanı yüksek derecelere terfi ettirir. Asıl mesele, bilmediğini bilmektir. Onun yanında kimse kendini küçük ve ezilmiş hissetmez. “Bunu sorsam, komik gelir mi, ayıp olur mu?” diye düşünmezsiniz. O kadar iyi dinler ki karşısındaki edepsiz ise zihninde bu dinlemesinden konuyu bilmediği kanaati oluşabilir. Oysa o konuda çok derin bilgi sahibidir. Hadsiz insanlar dinlemeyi, yumuşaklığı istismara kalkıyor diye de o yolundan dönmez. Çünkü o, nefsini daima aşağıda, ilmini yukarıda tutar, rıza için öğrenir ve öğretir. İşte gerçek bir irfan ehli… Öğrenen, anlayan, yaşayan, paylaşan; öğrendiklerini içselleştiren bir insan… Yanında birkaç dakika geçirmek bile yeni bir şey öğrenmek için yeterlidir. Çünkü öğretmek onun için bir görev değil, bir yaşam biçimidir. Hayatı kendisi için öğrenme mekânı olduğu gibi, çevresini de bu iklime dahil eder. Öğrenme iklimi, örtük öğrenme gibi kavramlarla ifade edileni o yaşıyor. Öğrenmeyi bir hayat biçimi haline getirmek, öğrendiklerinin hayatında görünür olması. Yaparak ve yaşayarak öğrenme. Bu nedenle kitap okuyup çırak ve alim olunmaz, bir ustaya çırak olmadan yol gidilmez, hal ilmi ancak dizi dibinde ve ilim yolculuğunda öğrenilir. Yapay zekâ öğretmenlik mesleğini, öğrenciliği bitirebilir; robot gibi sadece bilgi akışı varsa bunu milyonlarca bilgiyi anında tarayan yapay zekâ daha iyi yapacaktır. Hakiki anlamda muallimlik ve talebelik bitmez; kelime anlamları konumu ele veriyor, biri ilmiyle amel ederek ustalık yapar, diğeri öğrenmeye taliptir, zorunlu olarak aynı ortamda bulunmazlar. Üçüncü sır kendini bilmek, öğrenmeyi öğrenmek, hayatın farkında olmaktır. Erenlerin Piri Yunus Emre hazretleri: “İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsin / Ya nice okumaktır.” İrfan seviyesine ancak böyle geçilir, marifet yolunda böyle yürünür. Kendini bilen Rabbini bilir.
Toplumla Kurulan Samimi Bağ
Bugün kaç ilim ehli; esnafla, işçiyle, memurla, köylüyle, öğrenciyle aynı samimiyetle iletişim kurabiliyor? O bunu başarabiliyor. Üstelik tek sermayesi samimiyet. Onunla şehirde yürümek zordur; birkaç adımda bir selamlaşma, bir sarılma… Yanındaysanız sizi de o sıcaklığa dahil ederler. O samimiyet ortamında kalas bile yumuşar. “Bu kadar güzel insanı nereden buluyor?” diye düşünebilirsiniz. Aslında o bu soruyu hiç sormadığı için buluyor. İnsanları ayırmadan, karşılıksız, Allah rızası için sevdiğinden güzel insanları kendine çekiyor. Muhabbet yolunda dördüncü sır samimiyetle karşılıksız sevmektir. Elbette insan eksiktir, acelecidir, tahammülsüzdür, hatalıdır. Bu, insan olmanın gereğidir, hataya düşer ve tövbe eder. Ama samimiyette eksiklik olmaz. İnsan ya samimidir ya değildir. Ya adildir ya da zulmeder. Mümin günahkâr olabilir; ama samimiyetsiz ve zalim olamaz. İman ihlas ile taçlanır. Kötülük samimiyetten kaçar, samimi işten hiçbir zaman maraz doğmaz, hata olsa bile telafi edilir.
İyi Bir Adam Olmak
Abarttığımı düşünenler olabilir. Şeyh uçmaz, mürit uçurur, doğrudur. Aşkın gözü kördür. Kemalat yolu yolcuları hep birbirine benzer. Onlar hep gülü model almışlar, üflenen ruhu ortaya çıkarmaya çalışmışlardır. Bütün hakikat yolcuları, muhabbet makamından geçmişlerdir. Muhabbet yolunda beşinci sır hayatın içinde madde ve mana dengesini kurarak iyi adam olmaktır. İnsan hayatın denge noktasını fark ettiğinde, ifrat ve tefrite düşmeden yaşayabilir. Bu yazıyı kendisine okuduğumda, başta kendisinden bahsettiğimi anlamadı ve tebessümle dinledi. Belli satırlardan sonra fark ettiğinde, mahzunlaştı ve bu satırlara layık olmadığını söyledi. Ben ise yaşadıklarımızı, gördüklerimi yazdığımı söyledim. Sonunda yine edeple o zaman “Bundan sonra böyle olalım.” dedi. Çünkü kendi eksiğinin farkında insan bir yönüyle övüldüğünde o diğer eksiklerini bildiği için mahzunlaşır. Kendini bilen için övülme ve yerilme birdir. Onlar hem eksiklerinin farkındadır hem de ayna görevi yaptıklarını bilirler. Buradan ilhamla gençlere “iyi adamlar defteri” tutun diyoruz. Muhabbet için arayacağınız, ziyaret edeceğiniz adamlar olsun. Ne kadar adam tanıyorsan, o kadar adamsın. İnsan çevresinin ortalamasıdır. Bu nedenle sürekli yeni insanlar tanımak gerekir. Kendi muhitimizde sabit durmak, bir süre sonra tekamülü durdurur. Bu nedenle seyahatte zorlukla beraber sıhhat ve muhabbet vardır. Hocam ile hem yer altında sırlı mübarekleri ziyaret için yolculuklar yaptık hem de aynı çağda yaşadığımız güzel insanları ziyaret ettik.
İyiliğe Lider Bir İmam
Yirmi altı yıldır tanıyorum. Birlikte yolculuk yaptık, aynı sofrayı paylaştık, ailece görüştük. Biz onu imam olarak tanıyoruz. Ama sadece bir görevli değil… Eskiden köy imamları, öğretmenleri vardı; öğretmen, rehber, danışman, hatta bir anlamda dert ortağı… Onun yanında bu vasıfların hepsini görmek mümkündür. Bu dünyaya halife olarak geldiğinin farkındadır. İyiliğe gücü yettiğince liderlik yapar. Adil bir dünya düzeni için cihad ruhu taşır. O cihadını önce sohbetiyle yapar, çağrıldığı her yere yetişmeye çalışır. Kürsüde, hutbede ölçülü; fakat korkusuzca konuşur. En radikal ile ılımlı onun hutbesinde kendini bulur. Elbette konuştuklarından rahatsız olanlar vardır, olmalıdır, hakkı söyleyenin ve iyiliğe liderlik yapanın düşmanı da olur. Muhabbet yolunda altıncı sır cihad ruhuyla iyiliğe liderlik yapmaktır. İyiler, kötüler kadar cesur olduğunda iyilik kazanır. Zalime karşı her zaman mazlumun yanında durmak önemlidir. Hocam, “insan bazen oturduğu yerde günaha girer” der. Zalime buğuz edeceği yerde, “bak ne güzel yapmış, zaten öteki de hak etmişti” dediğinde zulmü ve kötülüğü desteklemiş olur. Kötülüğü elinle düzelt, dilin ile düzelt, bunlara gücün yetmiyorsa hiç olmazsa kalbin ile buğuz et ki iyiler safında olduğun belli olsun. Elin yettiği halde kalple buğuz ile yetiniyorsan bu pısırıklıktır, iyilik liderleri böyle yapmaz.
Çaplı ve Meslekli İnsan Eğitimi
İyiliğe liderlik yapanlar, çağın ihtiyaç duyduğu çaplı ve meslekli insanı yetiştirir. Bir eğitimci olarak “Böyle çaplı ve meslekli adam yetiştirecek adam var mı?” diye sorulsa örnek olarak ustamı/hocamı gösteririm. Bugün gençliğin en büyük sorunlarından biri model insan eksikliğidir. Ağzı güzel laf yapan kişi çok; fakat söylediklerini yaşayan model alınacak adam sayısı az. Söylediklerini yaşayan iyi bir eğitimcidir. Onun dersinde insan sıkılmaz. Dikkati canlı tutar, herkese söz verir. Dinleyen kişi bilir ki, sonunda kendisi de konuşacaktır. Bu yüzden dikkatle dinler. En dikkat çekici yönlerinden biri de şudur: En iyi bildiği konuda bile karşısındakini konuşturur. Hem dersini iyi planlar hem de zamanı iyi yönetir. Onu tanıyanlar ilk talebelerinin ev halkı olduğunu bilirler. Her zaman ilk dersi kendisine ve ailesine yapar. Kendisi ilk gençliğinde çıraklık yaptığı gibi çocuklarını da meslekleri öğrenmeleri ve hayatı tanımaları için iyi bildiği ustaya çırak vermiştir. Muhabbet yolunda yedinci sır çaplı ve mesleki insan olmaktır. Çam balı , çiçek balı şifalıdır; fakat anzer balı kadar şifalı değildir. İnsan tek yönlü beslenme yerine çok yönlü kendini yetiştirmelidir. Hocam bulunduğu şehirde veya ziyaret ettiği şehirde ilim ve irfan sahibi bir mübarek varsa, iyi bir usta varsa ziyaret etmeye çalışır. Kadim eğitim geleneğimizde de ilim ehli yollara düşmüş ve hep daha güzelini aramıştır.
Her Şafakla Yeniden Doğmak
Her sabah ezan ile derse başlar, kimse gelmese bile başlar. O önce kendi için okur. Bugün gördüğümüz en büyük eksik, hep başkalarına okumak veya vaaz vermek için uğraşan kişilerin zamanla kendilerini unutmasıdır. Bu durum hem yenilenmeyi durdurur hem de insanın çağın dilini yakalamasını zorlaştırır. O bu birikime ve yenilenmeye rağmen şöhretten uzak durur. Bu bazen geri planda kalmasına neden olur. İlk dönemlerde bu durumu eleştirirdim. Sonra şöhrete düşenlerin afet durumlarını görünce, iyi ki hocam sesiz kendi halinde yoluna devam etmiş diyorum. Muhabbet yolunda sekizinci sır her şafakla yeniden doğmak ve şöhretten uzak durmaktır. Ona sık sık “Yazmalısın.” derim. O sadıra yazmayı tercih ediyor. Ya satıra ya da sadıra yazmalıyız, gelecekte bu kayıtların önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Dostu Arama Yolunda Olmak
“Aramakla bulunmaz; fakat bulanlar arayanlardır.” demiş büyükler. Sefer, zafere götürür. Bazen zafer olmaz, seferde edinilen tecrübe yeterli olur. Hocam çağrıldığı her yere gider. Hayır yolunda yorulmaz. Belki yorulur ama belli etmez. Çünkü içinde aşk vardır. Biz buna içten enerjili yanma diyoruz. Dıştan ateşleme ile bir yere kadar, kimse kürekle yakıt atmazsa motor çalışmaz. Yani kısa sürede hayal kırıklıkları oluşur. İdealistlerin düştüğü durum budur. Çünkü ideal çevrimde motor çalışmaz. Mühendis ideal çevrime göre hesabını yapar; fakat bu çalışamayacak bir motorun hesabıdır. Avans ayarı gerekir, işte hayatında avans ayarı var. Okulda kitaplardan, türlü eğitimlerden öğrendiğin her şeyi unut. Sana hep ideal çevrim anlatıldı. Fakat hayat yolculuğunda, dostu arama yolunda bu araç çalışmayacak veya vuruntulu çalışacaktır. İrfan ehli hayatın avans ayarının sırrına vakıf insanlardır. Onları marifet ehli yapan silsile yoluyla aktarıla gelen, sadırdan sadıra yazılan o kitaplara sığmayan bilgidir. Muhabbet yolunda dokuzuncu sır Dostu ve dostlarını arama yolunda olmaktır. O ol derse, hemen olur. Onunla nice güzel insanı ziyaret ettik. Bazen mezarlıklar da bu yolculuğun bir parçası oldu. Bu insanların ortak özelliği şuydu: Hepsi bir kişiye benzemeye çalışıyordu… Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.).
Bu Çağda Güzel İnsanlar Var mı?
“Bu çağda böyle insanlar olmaz.” diyenler var. Biz ise diyoruz ki: Var. Hem de aramızda yaşıyor. Yeter ki bakmasını bilelim. Hocam nasılsın diyenlere “Ayna bulamadım.” der. Kalp aynasını parlatmadan görmek zordur. Evet ahir zamanda salihler azalıyor; fakat kıyamet kopmuyorsa, aramızda salihler olduğu içindir. Muhabbet yolunun onuncu sırrı tüm güzel insanlar gibi gözü, dili, beli bağlı; aklı, kalbi, eli açık olmaktır. Ahilik geleneğinin özeti olan düsturu, küçük eklemeyle son maddemiz olarak belirledik. İnsan önce gözünü haramdan sakınmalı, dilini tutmasını bilmeli ve beline sardığı namus kuşağına sahip çıkmalıdır. Öğrenmeye açık insan çağın güzel insanıdır, aklı açıktır. Sevgiye, aşka açık insanın kalbi açıktır, henüz mühür yememiştir ve güzellik adına umut edebiliriz. Gök kubbe cömertler hatırına ayakta duruyor. Onların eli açıktır; fakat başkasına muhtaç olacak kadar da savruk değildir. Yük alırlar, yük olmazlar.
Bugün Dünya farklı bir dönemden geçiyor. Modern, manayı unutan insan yarattığı bütün putları tek lokmada yedi. Artık nasıl demokrasi geldiğini, insan haklarının ne olduğunu cümle alem gördü. Bu durum bizi karamsarlığa sokmamalı. Biz öyle bir ipe tutunmuşuz ki, O bizi kurtuluşa götürür. Hakikat yolundan ilhamla yaşayan insanlar oldukça, salihler aramızda gezindikçe bu kuşatma kırılacaktır. Rabbim, güzel insanları bulmayı ve onların izinden yürümeyi nasip eylesin. Çevrenizde ne kadar çok güzel insan varsa, kendinizi o kadar zengin sayabilirsiniz. Allah’ım hem bu dünyada hem de ahirette güzellik ver, bizleri insan zengini eyle. Âmin.
Cihad MERİÇ yazdı. Daha fazlası : https://www.dunyabizim.com/konyanin-muhabbet-yolu-piri-sir-hoca
