Bu dünyayı imara memur insanoğlu, cüzi irade sahibi ve kâinatta yapıp ettiklerinden sorumlu imtihan edilen bir varlıktır. Sorumluluğunun farkında olan insan, önce kendi öz benliğinden başlayarak çevresini güzelleştirmelidir.

Medeniyet birikimimizden yapılacak iyi bir okumayla; merkezinde insan olan, güzel şehirler kurmuş, yeryüzü iyilik hareketini şu şekilde sıralayabiliriz: Ahi, Aile, Külliye, Mahalle ve Şehir. Bu iç içe halkalar iyi anlaşılır ve tekrar ihya edilirse, asrı saadetin Medine şehrine ve asıl medeni hayatın yaşandığı huzurlu şehirlerden müteşekkil hikmet devletine tekrar ulaşırız.

Ahilik: Hayatı Kuşatan Bir Nizam

Ahilik yalnızca bir esnaf teşkilatı olarak görülürse, hayatı kuşatan sosyal gerçekliği ıskalanmış olur. Ahilik meslek erbabının adalet üzere bir araya geldiği teşkilattır. Meslek, kariyer, makam amaç değil ihtiyaçları karşılayan araçtır. Üyeler arası ortak nokta meslek ve ahlaktır. Bugün de meslek, ahlak, liyakat sahibi insanlar bir olup iyiliğe liderlik yaparlarsa birçok sorunumuz kendiliğinden çözülür. Ahilik; Türklerin Alperenlik anlayışı, Fars ve Kürtlerin civanmertliği, Arapların fütüvvet geleneğiyle Anadolu’da yoğrulmuş bir müessesedir. Aslında her medeniyet, kültür ve milletin güzel olan geleneklerinin ortak adıdır. Ahilik, mesela Afrika’daki Ubuntu, Doğu Asya’da Samuray, Avrupa’da Şövalye gelenekleriyle aynı iyilik mesajını verir. Osmanlı’nın mayası, tartışmasız biçimde ahilik geleneğindendir. Anadolu Selçukluların yükseliş döneminde, özellikle Sultan Alâeddin Keykubad zamanında da bu geleneğin başat rol oynadığı açıkça görülür.

Ahilik, geldiği damarlardan beslenerek büyük bir şah damar hâline gelmiştir; Anadolu’da kök salmış ve bir çınar olmuştur. Bu çınarın gölgesinde her zaman kurtuluş vardır. İslam’ın hayata dokunduğu yer ahiliktir. Din sadece maneviyatla, belli şekillerle, ritüellerle ilgili değildir. Din hayatın her yerine dokunur ve güzelleştirir. Bir yerde çirkinlik varsa o dinden kaynaklanmaz, dini temsil edenin veya yorumlayanın çapsızlığı ve çirkinliğidir.

Ahilik konuşmalarımda veya dersinde güzel olan ne varsa ahilikte var derim. Ayrıca talebelerime “Sınavda vicdanını dinle ve iyi olan şeyleri cevap olarak yaz, geçer not alırsın.” diyorum. Evet, iyi olanı tercih edersek, ahiret sınavını da kazanır. Ve ekliyorum “Ahilik İslam’dan besleniyor, bu nedenle güzel olan her şey onda var.” Yaşantılarımızda bir sorun, görünürde bazı problemler varsa bu bireylerden, iyiliğe liderlik yapılmamasından veya toplumdaki yozlaşmadan kaynaklanan bir durumdur.

İyi Adam Olmak ve Tövbe Ahlâkı

Ahi; meslek sahibi, ailesinin lideri iyi adamdır. Mesleğini hakkıyla yapar, alın terinin ve el emeğinin kutsallığını bilir. Değerlerine aykırı yollarla kazanç elde etmez. İnsan eksik bir varlıktır; bozulduğunda sistem onu önce uyarır, ıslah olmazsa dışlar ve sonunda tamamen sistemden ve muhitten ayırır. Bugün ise kredi limitin kadar değer görürsün, sistem seni borçlandırır, hayali ihtiyaçlar peşinde koşturur seni istediği gibi yönetir. Kredi limitin düştüğünde ise bizde yeni, Batı’da ileri boyutlarda yaşanan bir durum olarak sistem seni sokağa atar.

Bu iyilik ve kötülük mücadelesi Hazreti Âdem’den beri sürmektedir. Hâbil iyi adamı, Kâbil ise nefsine uyan kötü adamı temsil eder. Âdem hata etmiş fakat tövbe ettiği için iyi adam olmuştur. İyilerin farkı, tövbe etmeyi bilmeleridir. Şeytan ise kibirlenerek hatayı başkasında aradığı için kötülüğün simgesi olmuştur. Bugün de kibirliler hariç herkes iyi bir yola girebilir. Büyüklerden biri talebesine “Huzurumuza kafiri getir, kibirliyi getirme” demiştir.

Usul, Üslup ve Liyakat Zinciri

Geleneksel insan yetiştirme modelimiz, usul ve üslup üzerine kuruludur. Silsile bu yapının temelidir. Kadı, muallim, yönetici ya da esnaf olmak uzun bir olgunlaşma sürecini gerektirir. Yamaklıkla başlayan yolculuk, ustalıkla tamamlanır. Ahilikte şimdi olduğu gibi parası olan her işe giremez veya dengeyi bozacak üretim yapamaz; giriştiği işte meslek, ehliyet ve liyakat esastır. Hammadde alıştan, ürünün son haline kadar özenli bir takip vardır.

Bugün yaşadığımız temel sorunlardan biri, bu dengenin bozulmasıdır. Liyakat ve kabiliyet yoksunluğu, işte bu kopuşun doğal sonucudur. Arz dengesizliği, tekelcilik bugün ileri noktadadır. Söylem ve eylem tutarsızdır, serbest rekabet adı altında dengesizlik oluşturanlar hem tüketiciyi hem de küçük üreticiyi zor durumda bırakmaktadır. Narh, gedik sisteminin bugünün iktisadi hayatın durumu düşünülürse o çağda çok başarılı çözümler ürettiği görülür.

Değişmeyen İnsan, Değişen Araçlar

Zaman değişti, nüfus arttı diyenlere rağmen insan özü itibarıyla değişmemiştir. Değişen yalnızca araçlardır. Ebul İz el-Cezerî’nin kurduğu mekanik sistemler, bugünün bilgisayar mantığının öncüsüdür. Teknoloji küçülmekte; nano, belki yarın piko ölçeğine inmektedir. Fakat hakikat değişmemektedir. Biz, bu değişmeyen değere talip olmalıyız. Teknik araç olduğu sürece tekâmül eder, amaç olunca tahakküm etmeye başlar. Teknik bir araç olarak kullanıldığında: İnsan hayatını kolaylaştırır; bilgiyi, üretimi ve iletişimi geliştirir, İnsanın gelişimine (tekâmülüne) hizmet eder. Amaç hâline geldiğinde: İnsan, tekniğe hizmet eder duruma düşer; değerler, ahlak ve anlam geri plana itilir. Teknoloji elinde tutanlar insan üzerinde baskı ve denetim (tahakküm) kurar. Teknoloji ileri boyutta tapılan, ideolojiye dönüşen bir hal alır; üretmeyen, sadece tüketen bağımlı bir hayran kitlesi oluşturur. Bu zaten kaynakların tümünü kendi ellerinde toplamak isteyen bir kesim için bilinçli bir tercihtir; oyala, eğlendir, borçlandır ve kolayca yönet. Temel ihtiyacını zor karşılayanlar, borçlanarak yaşayanlar, nereye ne harcayacağını bilemeyenler. Her çağda bu kesimler olmuştur; fakat bugün makas gerçekten çok açılmış durumdadır.

Ailenin Merkezinde Ahi, Ailenin Kalbinde Anne

Şehir büyüdükçe külliyeler çoğalır ve etrafında mahalleler oluşur. Mahalleyi aile oluşturur ve asıl olan ailedir. Tüm planlama aile üzerinden yapılır. Ailenin merkezinde civanmert, yiğit, Alperen Ahi vardır. Ailenin en değerli mücevheri ise annedir. Çocuklar ailenin neşesi, büyükler ailenin hafızasıdır. Ailenin ihyası anne, babanın kalitesine ve farkındalığına bağlıdır. Büyüklerin dediği gibi çocuklar ailenin sırrıdır. Bozulma sondan başlamaz, kötü zamanla daha da kötüleşir. Bugün yaşanan sorunlarda en az payı olan çocuklar ve gençlerdir. Ailede, mahallede oluşan yozlaşma kademe kademe yaklaşan bir durumdur. Sevgili Peygamberimiz (a.s.) bir hadisi şerifinden esinlenerek şöyle diyebiliriz önce aileden, mahalleden, şehirden; eşraf, salihler, akl-ı selim, zevk-i selim, kalb-i selim göçtü ve geriye döküntüler, kötülük, çirkinlik kaldı. Resûl-i Ekrem (a.s) şöyle buyurdu: “Allah’ın salih kulları birbiri ardından ahirete göçer; geride arpa ve hurmanın döküntüleri gibi değersiz kimseler kalır. Allah Teâlâ da onlara hiçbir önem vermez.” (Buhari ,Rikak 9)

Medeniyet

Mahalleden Medeniyete Yürümek

Sistem adalet, emek ve hikmet üzere kurulursa işler yolunda gider. İş ehline verilir, hesap verilebilirlik sağlanır. Biz de bu anlayışı yaşama gayretindeyiz. Ailemizle yürüyor, mahalle camisinden hayata açılıyoruz. “Mahalle mi kaldı?” diyenlere cevabımız nettir: “Sabah namazına cemaate devam ediyorsan, mahallen ve komşun vardır.” Elbet bizim mahallemizi, külliyemizi ve şehrimizi bir gün tekrar imar edeceğiz.

Sokak, Mahalle ve İnsan Ölçeği

Şehir büyüyecekse önce merkezine külliye inşa edilir; ardından mahalleyi oluşturacak evler doğal olarak çevresini sarar. İslam şehrinde çıkmaz sokaklar da vardır. Çünkü sokak hayattır; evin hayatı sokağa açılır. Çocuklar çıkmaz sokaklarda güvenle oynar, hız ve acele bu alanlara sirayet edemez.

Kısaca İslam şehri insanı frenler, sabrı öğretir; şadırvanında abdest aldırır ve dinlendirir. Modern dünyanın bireyi savuran, yalnızlaştıran hızlı akışını bozar. Bu yapay hızın kırılması, insanın fıtratına yeniden yaklaşmasını sağlar. Bu yüzden bu şehir anlayışını kavramak, ayrıca dikkat ve çaba gerektirir. Batıda doğan sakin şehir kavramı tam burada anlam bulur. Bu bağlamda bu kavramın Batı’dan gelmesi normaldir; Batı şehirleri tarihi anlamda daha iyi korunmuş, insanları genelde bahçeli evlerde yaşamaktadır. Doğu şehirlerinde ne yeterince kadim doku korunabilmiştir ne de çağın şartlarına uygun insani yaşanabilir yeni şehir örnekleri oluşturulabilmiştir.

Kâinattan Şehre: Merkezde Külliye

Kâinatın dıştan fotoğrafı ile bir atomun fotoğrafı birbirine benzer. Galaksilerden başlayıp bir yaprağın hücresinde son bulan bu çekim, merkez ve çevreyi oluşturan yörünge halkalarını açıkça gösterir. İslam şehirleri belli bir plana uygun yapılandırılmıştır, bunu batıl kafaların anlamasını beklemiyoruz. İyi niyetli olanları ise güzel bir nazarla tekrar bizim şehirlerimize bakmaya davet ediyoruz. Bağdat gibi sıfırdan kurulan İslam şehirleri olduğu gibi fetih sonrası İslam ile güzelleşmiş şehirlerimiz de vardır. Türklerin yeniden imar ettiği; İstanbul, Bursa, Edirne külliye/cami/vakıf/imaret merkezli örnek İslam şehirlerdir.

İslam şehri, Batı şehirlerinde olduğu gibi ortası meydan, bu meydana cetvelle çizilmiş caddelerin oluşturduğu bir düzenle kurulmaz. İslam şehrinin merkezinde külliye/cami vardır ve kalıcı olan yapı budur. Çevresindeki evler ise yörenin şartlarına uygun, iklim ve yeryüzü şekliyle uyumlu, yatay ve yenilenebilir niteliktedir. Yenilenebilirlik, yaşanabilirlik, sürdürülebilirlik ve ölçü fikri özellikle önemlidir. Bizim evimiz, sokağımız, mahallemiz mahremiyet, insan, inanç bakışıyla ölçülü biçimde şekillenir. Genelde kadim şehirlerde sokaktan minare görünür.

Bizim şehirlerimizi oluşturan yapı taşlarını tanımaya çalıştık, bu şehirlere “Benim Kadim Şehirlerim” diyorum. Kadim şehirlerimizi bu şehri oluşturan değerleri iyi tanırsak yeniden bizim diyeceğimiz merkezinde insan olan yaşanabilir şehirlerimiz olabilir. Akıllı şehirlerden bahsedildiği gibi sakin şehirlerde gündemde, kadim şehirlerimizi hem korumalı hem de dikkatleri üzerlerine çekmeliyiz. Herkes gerçek İstanbul’un neresi olduğunu biliyor, bizim buna bozmak dışında ne katkımız var buna bakmalıyız. Yapay zekanın yönettiği insansı robot, akıllı makinalar, akıllı şehirler ile muhabbetli insan/ahi ve bizim şehrimizi ayırabileceğimiz ölçü işte tam anlatmak istediğimiz “Ahi, Aile, Mahalle, Külliye ve Şehir” dir.

Cihad Meriç

bu yazının tamamı ve diğer yazıları için dünya bizim